Suya ya da buza yazmak... Yazdır e-Posta
Pazartesi, 01 Şubat 2010 00:54

Yazarlarımızdan olan Çetin Çatan beyden bir mektup aldım.
Çetin bey şöyle diyordu mektubunda:

Yazmak, durmaksızın yazmak, benim tutkularımdan bir tanesi idi..Şimdi görüyorum ki; Yazılarımızın muhatabı olarak gördüğümüz çok büyük ve çok rahat hedef bir kitle, hiçbir işe yaramadığımızı ve hiçbir olumlu sonucu sağlayarak, netice alabileceğimiz , hiç sonuca erişmenin mümkün olamayacağı, görüş ve düşüncesi içinde, buz üzerine  yazı misali , hiçbir şeyi umursamamakta ve duruşun, bizlere yansıyan, burukluğu ve ezikliğini adete "seyretmekten" ayrıca mutlu ve bahtiyarlık duyguları içersinde, güne gün eklemektedirler....!!!?

Keza; Bütün bunlara karşılık,işlenen konu ve sorunların, özellikle, birinci derecedeki, muhatap ve sorumluları; Hiçbir "şey" olmamışçasına, çok yakından bilinen "konum ve tutumlarını" da, ayrıca sürdürmeyi çok normal bir anlayışla devam ettirmekte hiçbir "beis" görmemektedirler::!!?

Bu arada; Bizler:
Yanlışları düzeltelim,yanlışları kurtarmaya çalışalım  derken, kurtulmaya muhtaç  duyulan, gerçekten, garip  durumlara düşüyor ve gerçekten büyük üzüntüler içinde değerlendirilebilecek bir ortamda; böyle bir "yaşamı" solumayı, adeta, kaderimizmiş gibi, kabullenerek, yola devam anlayışıyla, zaman dilimlerini birbirlerine ekleyerek "ömrü tüketmekte" sakınca görmüyoruz..!?

Özetle durum bu ,Sn.Yönetmenim, Sn.Editörüm.
Kısaca .üzüntülerimi vurgulamaya çalıştığım bu durumdan dolayı; Bundan böyle, çok mecbur kalmadıkça; Çok uzun yıllar sonucu elde edebildiğim ve çok çalıştığım ve ilgi duyduğum tüm konularda, kazandığım;Tüm bilgi, birikim, deneyim, tecrübe ve "araştırma konularımı" hiçbir yerde" ve hiçbir "şekilde" yazmak isteğimi belirtirsem, umarım bana kızmaz ve beni anlayışla karşılarsınız.!

Bu özetlemelerin sonucu:
Daha  fazla üzülmenin, daha da fazla "kahramanlık" taslamanın bir "anlamı olabilir mi..!? Artık takdiri Size bırakıyorum.Hepsi O kadar…

***

Bu mektubu okuduktan sonra  Çetin beye, hemen hemen tüm yazarların böyle zamanlardan geçebileceği örneğini (kendimden) vererek, bu tür dönemlerin aşılacağını bildirdim.İsterseniz bir ay yazmayın, bu bir ay sonunda fikriniz değişmezse köşenizi kaldırırız, değişirse zaten köşeniz sizindir dedim.
Sonra bir mektup daha aldım kendisinden…

Çetin beyin mektubundaki bir ifade de bu yazımızın başlığı oldu.
Belki bu mektup ve ardı sıra gönderdiği diğer mektup bizim de uzunca zamandır güncellenmeyen köşemize bir şeyler yazmamıza sebep oldu.

Evet…
Bazen yazdıklarımızı buz üzerine ya da suya yazdığımız hissine kapılabiliriz.
Hatta internet üzerindeki portallardaki köşelere, ya da adımıza tahsis edilen bloglara  yazılan yazıları kimseciklerin okumadığını da zannedebiliriz.
Yazılarımızın altında ne kadar okunduğunu gösteren sayaçlar olduğunda ister istemez gözümüz o sayaçlara takılır. Az okunduğumuzu gördüğümüzde üzülürüz.
Eğer sayaç yoksa yazım ne kadar okundu acaba diye düşünebilir, merak edebiliriz. Çoğunlukla da az okunduğumuzdan dolayı karamsarlaşabiliriz.

Sonra bir gün öyle olmadığını da anlayıveririz aslında ama bunu anlamamız için geçen o süreç kısa ya da uzun olabilir.

Şimdi ben böyle yazıyorum ya….bazıları "ben hiç böyle duygulara kapılmam" diye itiraz edebilir ama ne kadar itiraz ederlerse etsinler bana hikaye gelir.
Zira her yazar okunmak ister. Okunduğunu, beğenildiğini bilmek yazara daha iyiyi, daha güzeli yazma isteğini verir, bir anlamda kamçılar…

Ben de Çetin bey gibi karamsar dönemlerden geçerim.
Yazdıklarımı suyun üzerine yazdığımı, kimseciklerin okumadığını, ya da okuyanların olumlu ya da olumsuz tepkilerini belli etmediklerini düşündüğüm zaman dilimleri olur.
Elbette hemen bu noktada yazılarımı, şiirlerimi beğenenleri, yolladıkları beğeni mektuplarını zikretmem de gerekir zira  bunu yapmazsam onların hakkını yemiş olurum.

Bizler belki ulusal gazetelerin köşe yazarları gibi binlerce okuru olanlardan değiliz.
Onlar gibi olma ihtimalimiz yok mu?
Olabilir de olmayabilir de…

Okurumuz az da olsa çok da olsa topluma bir mesaj verme gayretimiz bizi farklı kılmakta.

Zira yazar olmak, şair olmak velhasıl kalem ve kelam işi ile iştigal etmek öyle sıradan, her bireyin yapabileceği bir iş değildir.

Tabiidir ki hemen hemen pek çoğumuz gençlik dönemlerimizde ya da aşk rüzgarları başlarda estiğinde şair kesilmiş, bir şeyler yazmışızdır ama benim kastettiğim onlar değil elbet. Yıllarca yazmaktan kendini alıkoyamayan, yazmadan duramayan, bir şeyler üretme hissini hep canlı tutanlardan bahsettiğimi izaha gerek yok sanırım.

İşte bizler, bazen mevsimin etkisiyle, bazen bizlerin dışında oluşan olayların etkisiyle ya da her birimizin kendine has sebepleri ile dönemsel buhranlara kapılsak da yazmadan duramayız.
Duraklama dönemlerini yanardağların patlamadan, lavlarını saçmadan önceki haline benzetirim. İçeride birikir bir şeyler….
Sonra, vakti zamanı gelince, yazarın ürettiğine paralel olarak cümleler çağlar, mısralar akar, yakar, kavurur… Kimi düşündüren, kimi duygulandıran, kimi bir solukta okunan olur.

Denize bir damla katmaktır bizim işimiz.
Sahilden uçsuz bucaksız denizi seyredenler göremese bile, o maviliklerde bizden de damlaların olduğu yadsınabilir mi?

Toprağın emdiği yağmur damlası gibidir ürettiklerimiz.
Kimi çıkan kokuyu koklar, hoşlanır, kimi farkında bile olmaz.
Ama toprakta yeşeren her nebatatta bizden de bir katre vardır.
Gün gelir bir çiçek demeti gibi döner bize…
Ya da tohum olur ekilir, yeniden yeşermek üzere bir başka zaman diliminde…

Ne demişti Cahit Sıtkı Tarancı ?

Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!


Bende diyorum ki...yeter ki yazma yetisi kaybolmasın bizlerden...

 

Çiğdem ALTINÖZ


Not:
Aylar önce yazdığım bir yazımı benden izin almadan kullanan Diyadin.net sitesine,  yazımı kullandıklarını bildirme gereğini dahi duymamalarına karşın, yazdıklarımı okurlarıyla paylaştıkları için teşekkür ederim.

http://www.diyadinnet.com/HABER-6258-do%C4%9Fubayaz%C4%B1t-ta-iki-y%C4%B1l-kalan-bir-polis-k%C4%B1z%C4%B1n%C4%B1n-an%C4%B1lar%C4%B1